Barajı Yıkmak için Pedal Çeviriyoruz

Ufuk Uras: Barajı Yıkmak için Pedal Çeviriyoruz

 

İstanbul Bağımsız Milletvekili Adayı Ufuk Uras‘ın ‘Meclise Ufuk Gerek’ Başlıklı Seçim Kampanyası Çerçevesinde Bisiklet Turu Düzenlendi.

İstanbul Bağımsız Milletvekili Adayı Ufuk Uras‘ın ”Meclise Ufuk Gerek” başlıklı seçim kampanyası çerçevesinde bisiklet turu düzenlendi.

Kadıköy İskele Meydanı’nda buluşan bir grup, bisikletleriyle Üsküdar’a kadar giderek, Uras’a destek verdi.

Ufuk Uras, etkinlikten önce yaptığı açıklamada, barışa, demokrasiye, laikliğe ve özgürlüğe pedal çevirdiklerini belirterek, ”Partiler bazı vaatlerde bulunuyor. Bunların başında mazot fiyatı geliyor. Neden mazota, petrole dayalı ulaşım politikalarından bahsediliyor da alternatif ve yenilenebilir enerji kaynakları ülke politikalarına uygulanmıyor” diye konuştu.

Boşa pedal çevirmediklerini vurgulayan Uras, şunları kaydetti:

”Çevirdiğimiz bu pedallar sayın Baykal’ın kondisyon bisikleti gibi değil. Biz Meclis’e doğru pedal çeviriyoruz. Sayın Baykal, Tunceli’de yaptığı mitingde, ‘Demokrasiyi işletmek gerek’ demiş. Tuncelililere teşekkür ediyorum. Sayın Baykal’a demokrasiyi ilk defa telaffuz ettirdiler. Ama demokrasiyi işletmek için seçim barajlarını kaldırmak gerek. Partilerin içinde ön seçimler yapmak gerek. Biz yüzde 10 barajını yıkmak için pedal çeviriyoruz.”

Bin Umut’ Adaylarından Kağıthane’de Miting

Bin Umut’ Adaylarından Kağıthane’de Miting

 

‘Bin Umut’ İstanbul Bağımsız Milletvekili Adayları, Kağıthane’de Miting Gerçekleştirdi.

”Bin Umut” İstanbul Bağımsız Milletvekili Adayları, Kağıthane’de miting gerçekleştirdi.

Has Bahçe Mesire Alanı’nda düzenlenen ve Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) destek verdiği mitingde, bağımsız adaylar yer aldı.

Eski DEP milletvekili Leyla Zana da konuşmasını Türkçe yapmak istediğini ve Türkçeyi hapishanede öğrendiğini söyledi. Zana, ”Ben elbet kendi dilimde çok daha güzel kendimi ifade edebilirim. Dil bir insanın kimliğidir” dedi. Zana, bağımsız adaylar için destek istedi.

İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Ufuk Uras da CHP Genel Başkanı Deniz Baykal‘ı eleştirerek, ”Kuzey Irak’a askeri müdahaleyi savunan Deniz Baykal, sen CHP Başkanı mısın, Genelkurmay Başkanı mısın? Solcu demek, savaşa karşı barışı savunmak demek, solcu demek, kışlanın değil, halkın sesi olmak demek” dedi.

Miting, verilen konserin ardından sona erdi

OKMEYDANI’NDA BASKIN SES: BAŞKA BİR MECLİS MÜMKÜN!

  • 8/7/2007 -
  •  


     

    7 Temmuz akşamı Okmeydanı’nda Baskın Oran Gönüllüleri’nin mahalle mahalle dolaşarak dağıttıkları bildiriler, şenliğe çağrı konuşmaları ve davullu-düdüklü sloganları vardı.

     

     

    Mehmet Ali Alabora’nın da katılımıyla şenlenen yürüyüşçü gurup Okmeydanı’nda girilmedik sokak bırakmadı. Yüz kişilik gurup mahallelileri hem akşamki şenliğe hem de baskın Oran’a oy vermeye davet eti.

     

     

    Yürüdükçe kalabalıklaşan gurubun artan neşe ve coşkusu şenlik akşamının keyifli ve heyecan dolu olacağının işaretiydi.

     

    Dik mahalle yokuşlarını dinamik adımlarla tırmanan gönüllüler kampanya performanslarının yabana atılmayacak kadar yüksek olduğunu ve yapacak çok işleri olduğunun bilincinde olduklarını gösteriyordu…

     

     

    Şenliğin yapılacağı alana gelindiğinde biriken kalabalığa katılma anı, “Başka bir meclis mümkün” sloganıyla perçinlendi. Herkes sabırsızlıkla baskın Oran’ın sahneye çıkmasını bekliyordu.

     

     

    Nurettin Güleç türküleri ve Yasemin Göksu’nun müzik ziyefetinin ardından destek konuşması yapan Ahmet İnsel, Mehmet Ali Alabora ve Gülten Kaya gecenin moralini yükselten kişileri oldular. Baskın Oran sahneye geldiğinde slogan belliydi: “Hepimiz Baskınız, baskın olsun sesimiz!”

     

    Baskın hoca o mütevazi ve sade duruşuyla tane tane anlattı ezilenlerin ve dışlananların sesi olma mücadelesini, çabasını. Artık düzen partilerine mahkum değiliz çünkü kendi yarattığımız alternatiflerimiz var diyerek mecliste yükselteceği muhalefettin hepimizin sesi olacağını vurguladı. Bize de alkış ve destek çığlıkları atmak düşüyordu. Okmeydanı bağımsız sol ses neymiş gördü gerçekten…

     

     

     

    Şenlik Metin Kahraman’ın desteğini açıklaması ve o güzel Zaza ezgileriyle son buldu; sedece müziğimizle değil tüm çalışmalara katılarak Baskın Oran’ı destekliyoruz dedi Metin Kahraman.

     

     

    Geçen saatlere inat şenliğin coşkusu halaylarla devam etti. Saat 10′a doğru yaklaşırken, 22 Temmuz’a kadar sürecek seçim kampanyasına azami katkı yapılması çağrısıyla şenlik sona erdi…

    BASKIN ORAN SİYAH BEYAZ

  • 11/7/2007 – BASKIN ORAN SİYAH BEYAZ
  •  

    Serdar KORDU

     

    10 Temmuz’da Beşiktaş meydanında toplanan yüzlerce Baskın Oran gönüllüsü ve destekçisi “El ele, kol kola, Baskın Oran’la meclise” sloganıyla Beşiktaş Çarşısını solun sesi haline getirdi. Baskın Oran yaptığı konuşmada: O kulüp değil mi Çarşı gurubu taraftarlarının “Hepmiz zenciyiz” dediği, o kulüp değil mi “Çarşı herşeye karşı” diyen işte ben bir Fenerbahçe taraftarı olarak bu saatten sonra kendimi manevi Beşiktaş taraftarı addediyorum, çünkü aynı anlayışta, aynı bakıştayız” dedi.

     

    10 Temmuz akşamı saat 18′e doğru Beşiktaş Kartal heykelinin önünde toplanmaya başlayan kalabalık, Beşiktaş seçim bürosundan yürüyüşle alana gelen Baskın Oran ve yüzü aşkın destekçiyle beraber Beşiktaş çarşısını tam bir miting alanına çevirdi.

     

    500 kişiyi aşan kalabalığa Külüstür Kafe’nin penceresinden seslenen Baskın Oran, ezilenlerle özdeşlik kuran Beşiktaş Çarşı gurubunun Hepimiz Zenciyiz! sloganına atıfta bulunarak “İşte ben de aynı anlayışın meclisteki temsilcisi olacağım” dedi. “Bir Fenerbahçe taraftarı olarak bundan böyle kendimi manevi Beşiktaş’lı addediyorum” diyen Oran, “Ezberleri bozmak, ezilenlerin sokakta duyulan sesini mecliste yankılandırmak için aday oldum” dedi.

     

    Ardından mikrofona ortak bağımsız adaylık sürecinin mimarlarından Ahmet İnsel geldi.  Ahmet İnsel yaptığı konuşmada, yozlaştırılmış sosyal demokrat siyaseti aşmak, sol perspektifi gerçek manasına döndürmek, AKP-CKP ikilemine mahkum olmadığımızı ortaya koymak için sahip olduğumuz Bağımsız aday fırsatının iyi değerlendirilmesi gerektiğini,  bağımsız aday çalışmasının tüm Türkiyeli ilerici, solcu, demokrat insanların ilham kaynağı olduğunu, Türkiye’nin dört bir yanından insanların gözünün bu çalışma üzerinde olduğunu, başarının yeni bir sol dalgayı tetkleyeceğini vurgulayarak tüm Beşiktaşlıları Baskın Oran’a oy vermeye çağırdı.

     

    Baskın Oran’ın konuşma yapan Ahmet İnsel’e ıslıkla yaptığı destek kitlenin daha bir coşmasına, sloganların daha bir gür haykırılmasına vesile oldu. Uzun bir süre meydan “Hepimiz Baskınız, baskın olsun sesimiz” sloganıyla çınladı.

     

     

    Konuşmalardan sonra Baskın Oran gönüllülerinin bildiri dağıtımı yanında desteğe gelmiş Pelin Batu ile semt esnafını ziyaret eden Baskın Oran vatandaşların yoğun ilgisi ve desteği karşısında bir teşekkür konuşması yaparak yürüyüşü noktaladı.

     

    Bir buçuk saat süren eylemin sonunda Beşiktaş meydanında bulunan diğer partilerin sönük ve görev kabilinden gerçekleştirdikleri çalışma yanında Baskın Oran kampanyasının canlılığı, içtenliği ve renkliliği yeni ve başka bir Türkiye’nin heyecanını çok güzel ortaya koyuyordu… Ve artık tüm renkliliği yanında Baskın Oran kampanyasının gözde renkleri siyah beyaz olarak öne çıkıyordu…

    Şişli’den Kurtuluş’a Uzun Yürüyüş Baskını

  • 13/7/2007 -
  •  

    Serdar KORDU

     

    11 Temmuz Çarşamba günü saat 18′e doğru ilerlediğinde Şişli meydanında toplanmaya başlayan kalabalık Baskın Oran’ın gelişiyle dalgalandı, slogana durdu: ”Başka Bir Meclis mümkün!”

     

    Önde Baskın Oran, arkada 500′ü aşkın kitle bildiriler dağıdarak yola koyulunca, çevre araçlardan ve esnaftan verilen destek, yürüyüşçüleri daha da şenlendirdi. Gurup yol boyunca kalabalıklaşarak Kurtuluş’a kadar sloganlar ve alkışlar eşliğinde bölge halkını selamladı. Baskın Hoca’nın hat üzerinde girmediği dükkan, elini sıkmadığı esnaf kalmadı dersek abartı olmaz. Başarı dileyenden, fotoğraf çekmek isteyene, klakson çalarak destek olandan, başaracağız hocam diyen camdaki insanlara kadar yürüyüş tam bir coşku seliydi.

     

    Baskın hocanın yürüyüş boyunca sergilediği dinazmizm ve neşe herkese moral ve keyif verdi, hele bir at arabası peşinden koşarak arabacının eline verdiği bildiri sahnesi vardı ki, hocaya kırkbir kere maşşallah dedirtecek türdendi. At arabasının sürücüsüyle olan içten el sıkışma sahnesi gerçekten çok hoştu… 

     

    Kurtuluş meydanında toplanan kalabalığa ilk konuşmayı Zafer aydın yaptı. Zafer Aydın anlamlı benzetmeyle birlik olmanın ve birlikteliği güçlü bir temsille örmenin önemine işaret etti: “Bir avuç kumu alıp cama savurursanız kum dağılır, cam yerinde kalır. Aldığınız o kumu bir mendilin içine sıkıca sarıp öyle atarsanız cam dağılır, kum yerinde kalır. Bizler birer kum tanesiyiz. Baskın Oran da bizim mendilimiz, sesimiz!”

    Zafer aydın’ın ardından konuşan Baskın hoca Çin devriminin önderi Mao Zedung ve arkadaşlarının Uzun Yürüyüş tecrübesine gönderme yaparak, “Dün Beşiktaş’ta kısa bir yürüyüş yapmıştık. Bugün Kurtuluş son durağa bir yürüyüş daha yaptık. Bu yürüyüşler birleşecek, Uzun Yürüyüş gibi olacak. O yürüyüşte yürüyenler, köyünden kasabasından geçilenler kendilerini eğitmişti. Bunu gerçekleştireceğiz. Ezilmiş ve dışlanmışların sesini o küçük yürüyüşlerin toplamı olan Uzun Yürüyüş sayesinde Meclis’e taşıyacağız. Hepimize şimdiden hayırlı olsun, kutlu olsun!” deyince alkışlar koptu, sloganlar ardı ardına geldi: “Meclise Baskın gerek, ezberi bozmak gerek, Hepimiz Baskın’ız, baskın olsun sesimiz!”

     

    Önümüzdeki günlerin etkinlik duyurularının yapılmasının ardından eylem sona erdi. Dağılırken, herkesin üzerinde çalışmalara katılımın giderek artıyor oluşunun memnuniyeti vardı. Akıllarda kalacak en anlamlı sahnelerden biri ise, yürüyüş güzergahında yer alan Agos gazetesi önünden geçerken alkışlarla gösterilen dayanışmanın sıcak anı…

    Bir sivil toplum projesi olarak Baskın Oran

     

    Referans Gazetesi(Yarının Habercisi)
    Bir sivil toplum projesi olarak Baskın Oran
     

        Referans Gazetesi ( Yarının Habercisi )  
    Referans Gazetesi(Yarının Habercisi)

    Temsili demokrasinin temeli siyasi partilere dayanır. İnsanlar oylarını kendi görüşlerini temsil ettiklerine inandıkları partilere verir. Hedef çıkarların ve fikirlerin iktidara taşınmasıdır. Partiler bu amaçla program hazırlar, seçim taahhüdünde bulunur, insanlar da sandıkta tercihlerini yapar.

    Bağımsız adaylık müessesesi ise ancak Türkiye gibi temsilin tam olarak çalışmadığı, beklentilerin karşılanmadığı sistemlerde ortaya çıkar. Var olan partilerden ve onların yansıttığı görüşlerden mutlu olmayanlar görüşlerini temsil edebileceklerin partileşerek önlerindeki oransal engelleri aşamayacağını düşündüğü için bağımsız adayları destekler.

    Hedef iktidarın ele geçirilmesi, kendi görüşünün ve çıkarlarının diğerlerden daha baskın olarak kollanması değildir. Hedef, farklı görüşlerin de temsili sistemin çatısı olan Parlamento içinde duyurulmasıdır. Meclis dışı muhalefetin Meclis içine taşınmasıdır söz konusu olan.

    Özellikle de Baskın Oran gibi bir adayı desteklemekle yapılmak istenen sivil toplumun belli bir kısmının görüşlerinin siyaset yapıcılarca daha çok ve daha yakından duyurulmasıdır. Baskın Oran’ın seçilmesiyle gösterilerle, konferanslarla, toplantılarla, makalelerle, kitaplarla yapılacaklar Meclis kürsüsüne taşınacak demektir.

    Zaten Baskın Oran ve benzeri adaylara destek bu yüzden verilmektedir. Baskın Oran bu zamana kadar Lozan azınlıkları hakkında söylediklerini, insan hakları alanındaki eleştirilerini, dış politika konusundaki bilgilerini, sağduyusunu ve entelektüel dürüstlüğünü Meclise getireceği için bunca insan, şirket ve örgüt tarafından desteklenmektedir.

    Bence Baskın Oran hiçbir partinin alternatifi değildir. AKP’nin hiç değildir. O, iktidar olmak için çalışmamaktadır. O muhalefetin alternatifidir. CHP’nin yaptığı muhalefetten memnun olmayanların, ÖDP’nin seçim şansı olmadığını düşünenlerin, diğer partilerin kendilerini temsil edemeyeceğine inananların İstanbul 2. bölge adayıdır.

    O bir sivil toplum projesidir. Başarılı olduğu, yani her şeyden önce seçilebildiği takdirde sivil toplumun gücünü, var olan anlayış ve yapıya rağmen yapılabilecekleri gösterecektir. Seçimi sivil topluma cesaret ve haz verecek, Türkiye’de demokrasinin olgunlaşmasına destek olacaktır.

    Seçilirse yapması gereken hiç durmadan iktidarı hataları, muhalefeti ise yetersizliği yüzünden eleştirmek olmalıdır. Onu seçilmesi için destekleyenler de seçildikten sonra da desteğini sürdürmek, Baskın Oran’ın Mecliste sesleri olmasını sağlamak zorundadır.

    Sivil toplumun, Baskın Oran projesi sadece bir milletvekilinin Meclise girmesi ile başarılı olmuş sayılamaz. Oran oraya oturmaya değil belli görüşleri temsil etmeye, dillendirmeye gitmektedir. O görüşlerin temsil edilmesini isteyenler bundan sonra da Baskın hocaya destek vermeli ve görüşlerinin dillendirilmesini talep etmelidir…

    Milletvekilimiz Baskın Oran

    Yıldırım Türker

    Yıldırım Türker

    04/06/2007 (12265 kişi okudu)

    İhtiyacımız tam da budur. Sistemin ihtiyacı tam da budur. Gangren edilmiş temsil sorununun üstünde ferahfeza oturan Meclis’in ihtiyacı tam da budur:
    Ezberin bozulması.
    Baskın Oran, Meclis’te bir numaralı amacının ezber bozmak olduğunu söylüyor. Bunu yapabileceğini biliyoruz. Çünkü Baskın Oran, bir bilim adamı olarak varoluş serüvenini ezber bozmak üstüne kurmuş bir aydın.
    Her ne kadar “Bu işlerden hiç anlamadığını, tek bildiği şeyin ‘hocalık’ olduğunu söylese de Oran, kanımca şu an Türkiye siyasetinin en çok ihtiyaç duyduğu şeyi, ezber bozmayı iyi biliyor. Onun rahle-i tedrisinden geçmiş öğrencilerin de ‘hoca’larında gördüğü ışıltı, ondan aldıkları ezberlerini bozan, ömür boyu yollarını ufka; en geniş ufuk resmine açık tutma öğretisi.
    Baskın Oran, Bianet’e örnek vermiş: “Kürsüde toplam 5 dakika konuşma hakkınız var. Bunun da iki dakikası kürsüye gidip gelirken geçiyor zaten. Burada bir numaralı amaç ezber bozmak.
    Örneğin Meclis’teki bütün parti liderleri Kuzey Irak’a operasyon konusunda hem de seçim ortamında hemfikirken, orada ‘ABD’liler, Kuzey Iraklı Kürtler ‘gelin’ dediğinde 30 kez operasyona gittiniz, ama temizleyemediniz. Şimdi mi temizleyeceksiniz? Türkiye sınırından Kandil Dağı’na 250 kilometre yol var. Kandil’e vardınız, dağı sarmak için 50 bin askere ihtiyaç var. Kayseri ve Diyarbakır havaalanlarının uzaklığı da 456 kilometre. Üstelik operasyonu neredeyse Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’yla ilan ettiniz. Orada kimse kalmaz’ derseniz, bu ezberi bozmak demektir.”
    Baskın Oran, İstanbul 2. Bölge’den bağımsız milletvekili adaylığını ilan etti.
    Bir kez daha parlak bir öğretmen, dediğini en net biçimde aktarabilen bir hatipti.
    Öncelikle “Sol’da bağımsız ortak aday teriminin tahliliyle başladı. Slayt eşliğinde sunduğu konuşmasında Niçin ‘Sol’? sorusunun karşılığına şöyle yazmıştı: “Çünkü kendine ’sol’ diye etiket yapıştırıp halkı aldatanlar var.” Niçin ‘Bağımsız’?'ın cevabı, “Çünkü ‘FARKLI’ olanlar yüzde 10 baraj kullanılarak dışlanıyor. Niçin ‘Ortak’? “Çünkü 12 Eylül herkesi parçaladı.”
    Temsil edeceği kesimleri ‘Türkiye’de temel ezilmişlik ve dışlanmışlık kategorileri’ başlığı altında anlatıyordu. Etnik/kültürel kimliklere Kürtleri, Çingeneleri ve Çerkesleri örnek olarak sunuyordu. Bu topraklarda sürekli ezilen ve dışlanan, temsil hakkına ulaşmasına izin verilmeyenler.
    Dinsel/inançsal/ideolojik kimlikler başlığı altında dile getirdikleri, bitmez tükenmez bir baskı ve gözaltında tutulan Aleviler; yok sayılan, her fırsatta hırpalanan gayrimüslimler; türbanlı olduğu için okuma hakkı elinden alınan Müslüman kızlar; hiç hesaba katılmayan Ateistler; adları küfür olmuş Sosyalistler ve açıkça işkence çektirilen vicdani retçiler. Ezilen ve dışlanan cinsel kimlikler de Oran’ın temsilcisi olmaya söz verdiği sessiz yığın. Eşcinselleri de kadınları da travestileri de bu kategoride değerlendiriyor. Sosyo-ekonomik kimlikler başlığı altında yanında durdukları, işsizler, işçiler-emekçiler, sendikasızlaştırılanlar, sosyal güvencesi olmayanlar, yoksullar (yüzde 26), çalışma hayatına katılamayan kadınlar (yüzde 75), çalıştırılan çocuklar, yaşlılar ve ülkemizde asla bir görünürlük edinemeyen sakatlar.
    Baskın Oran, milletvekilliğine adaylık manifestosunda bu kategorilerin temel taleplerini de iki başlık altında şöyle sıralıyor: “Ne istemiyorlar: Savaş, milliyetçilik ve ırkçılık. Darbe ve darbe tehditleri. Neo-liberal ekonomi politikalarının yıkıcılığı. Çevresel yıkım. Kitlelere ‘laiklik’ yoluyla, seçkinlere ‘ulusalcılık’ yoluyla baskı.
    Bireyin cemaat baskısından kurtulmasının yolunun devlet baskısının devamıyla açıklanması. Erkek hâkimiyeti ve LA-HA-SÜ-MÜ-T egemenliği.”
    Basın Oran’ın ‘2007: Korku ve Umut’ makalesinde La-ha-sü-mü-t’ün egemenlik korkusunu ve 2007 cehennemini şöyle anlatıyordu: “Paniğin asıl nedeni bir menfaat bozulmasında, Millet-i Hâkime’nin dokunulmaz tahtına artık dokunuluyor olmasında yatıyor. 1454′te kurulan
    Millet Sistemi’nin egemen unsuru ‘Millet-i Hâkime’, bütün Müslümanlardı. Sistem 1839 Tanzimat’la resmen son buldu. Ama zihnimizin ‘işletim sistemi’ olmayı sürdürüyor. Şu farkla ki, Cumhuriyet’le birlikte ‘Müslüman’ın yerini ‘Müslüman-Türk’ aldı. Daha doğrusu, LAHASÜMÜT. Yani, laik olmak şartıyla Hanefi, Sünni, Müslüman, Türk. Yeni Millet-i Hâkime olmak için bu beş niteliğin tümüne sahip olmak şart.
    Bu ‘kokteyl’, 12 Eylülcülerin elinde ‘Türk-İslam Sentezi’ biçimine bürünecektir. Zaten, Malatya’daki gibi bir vahşet (testis kesme, anüs bıçaklama, vb.) ne sadece dinle olabilirdi ne de sadece milliyetçilikle. İkisinin birleşmesiyle oldu. Diğer bir deyişle, halk arasındaki gayrimüslim nefretiyle seçkinler tarafından ‘antiemperyalizm’ markasıyla pompalanan ‘yabancı/Batı nefreti’nin füzyonuyla.”
    Ezilmiş ve dışlanmışların istediklerini ise şöyle sıralışor Baskın Oran: “12 Eylül zihniyetinin ve kalıntılarının temizlenmesi. Adalet. İnsanca yaşatacak kadar gelir. Toplumsal barış: Kürt sorununa adil ve barışçıl çözüm. Ezilmiş ve dışlanmış tüm kimliklere saygı, yani demokrasi.”
    Baskın Oran, amacını şöyle özetliyor: “Yüzde 10 seçim barajıyla ve diğer numaralar kullanılarak ‘farklı’nın sesi bastırılıyor. Önemli olan ‘farklı’nın sesi olmak. Zurnanın zırt dediği delik bu.”
    Tanımayanlar için Baskın Oran:

  • 1945 İzmir doğumlu. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1968′de bitirdi.
  • 1969′da aynı fakültede asistan oldu.
  • 12 Mart 1971 darbesi sırasında okuldan uzaklaştırıldı ve Danıştay kararıyla 1972′de geri döndü.
  • 1974′te doktorasını bitirdi.
  • 12 Eylül 1980 darbesi sırasında Kasım 1982′de yardımçı doçentken YÖK kararıyla görevine son verildi.
  • Temmuz 1983′te İdare Mahkemesi tarafından görevine iade edildi.
  • Göreve döndüğü gün 1402′yle sıkıyönetim tarafından görevinden tekrar alındı.
  • Ankara’da sıkıyönetim sona erdikten sonra önce İdare Mahkemesi’nin, sonra Danıştay’ın kararıyla Ekim 1990′da SBF’deki görevine iade edildi.
  • 1991′de doçent, 1997′de Uluslararası İlişkiler profesörü oldu.
  • Ağustos 2006′da emekli oldu.
  • Milliyetçilik, Azınlıklar, Türk Dış Politikası, Din-Devlet İlişkileri üzerine çalışıyor.
  • Agos ve Radikal İki’de haftalık yazılar yazıyor.
  • 70 kadar bilimsel makalesi yanı sıra 13 kitabı var. Bunların arasında sayabileceğimiz birkaçı, ‘Azgelişmiş Ülke Milliyetçiliği-Kara Afrika Modeli’, ‘Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu’, ‘Atatürk Milliyetçiliği-Resmi İdeoloji Dışı Bir İnceleme’, ‘Devlet Devlete Karşı’, ‘Küreselleşme ve Azınlıklar’, ‘Türk Dış Politikası’.
    Baskın Oran’ı desteklemek amacıyla imzaya açılan metni aktararak bitirelim:
    “Toplumdaki farklı görüş ve kesimlerin parlamentoda temsilini engelleyen antidemokratik seçim sistemini aşmak için; sol etiket altında şoven milliyetçi, çatışmacı ve otoriter bir siyasal anlayışı dayatan çevrelere karşı özgürlükçü, barışçı, demokratik solun sesini duyurmak için; siyasal ekonomik, kültürel sistemden dışlanmışların, kısıtlanmışların, sol kamu vicdanının seslerinin parlamentoya yansıyabilmesi için İstanbul’dan bağımsız adaylığını koyan Prof. Dr. Baskın Oran’ı destekliyorum.”
    Baskın Oran’ın milletvekilimiz olabilmesi için bölgesinde geçerli oyların yüzde 3.5 kadarını alması yeterli olacak. Onu ve büyük heyecanla beklediğimiz diğer bağımsız adayları Meclis’te gördüğümüz gün, bu memleket için çok önemli bir gün olacaktır. Birbirine benzeyen kalantor beyler ve hanımların arasında aslolanı işaret eden, kaçak gündemlere set çeken, sesi çalınmışlara ses olan birkaç kişi bile hayatımızın kalitesini artıracak.
    Bağımsızları demokrasinin güvencesi olarak Meclis’e sokalım.
    Sesimize sahip çıkalım.
  • Bu Sizi İlgilendiriyor(okan bayülgen)

    Azmettirici olarak devlet

    Azmettirici olarak devlet
    Baskın Oran
    “Deniz Kuvvetleri eski komutanı E.Oramiral İ. Erdil, haksız mal edinmekten kesinleşen 2 yıl 6 ay cezasını çekmek için Saray Savcılığı’na teslim oldu”. Bu, fevkalade önemli ve bir o kadar öğretici bir haber. En azından üç açıdan:
    1) Askerleri cidden kutlamak lazım. Ama, haberi tersinden okursan, devletin asker kanadı sivil kanada bir fark daha attı. Çünkü siviller yolsuzluklara İzmir deyişiyle “elleşmiyor”; çünkü herkesin kendi “Aşil Topuğu” yani zayıf tarafı var. Şimdi, TSK’nın en güvenilir kurum olduğu inancı kitleler arasında biraz daha pekişecek ve demokrasinin gücü ile askerin gücü tamamen ters orantılı olduğu için “malum durum” devam edecek.
    2) Askerler yolsuzluklara göz yummuyor ama, başka şeylere göz kırpıyor. Şemdinli daha olur olmaz Gen.Kur. Başkanı Büyükanıt baş sanık astsubay için demeç verdi: “Tanırım, iyi çocuktur”; daha ne desin? Can Dündar’ın 6 Şubat 2007 tarihli “Neden” programında emekli MIT yöneticisi, “Harp Okulu mezunu” Nuri Gündeş “Biz bunları (yani, mafyayı) Ermenilere karşı kullandık. A. Çakıcı’nın gözlerinden öperim” dedi, daha ne desin? Bu programdan sonra Can’ın tehdit edildiğini de hatırlayalım.
    Ya, bu su yolunda kırılan değil ama çatlayan nadir testi E. Yarbay Korkut Eken’e emekli paşaların verdiği muazzam destek? E. Orgeneraller Doğan Güreş, Necati Özgen, Hasan Kundakçı ve Cumhur Evcil demeç vermişlerdi: “Yaptıkları bilgimiz dahilindeydi. Efsane olmuş insandır. Cezaevine girmeyi hakketmemiştir”. (Bu paşalar hakkında “suç sayılan cürmü övmek”ten soruşturma açıldı ve “düşünceyi açıklama hürriyeti” gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi. Demokrasi herkese bir biçimde lazım oluyor).
    Daha önce ayrıntısıyla yazdığım için E. Korg. Altay Tokat’ın yargıç ve savcılara bomba attırdığını, E. Org. S. Yirmibeşoğlu’nun 6-7 Eylül’ün yapılması hakkında verdiği çok ilginç bilgileri vs. vs. tekrarlamıyorum. Daha güncel bir gelişmeye yer ayırmam lazım: Şimdi, devletin askerî kanadının olayı “profesyonel”leştirdiği yazılıyor. Güneydoğuya gönderilen erlerin ve yedeksubayların yerine profesyonel ordu gönderilecek. Son derece doğru bir karar ve keşke daha önce akla gelseydi. Ama, acaba başka bir profesyonelleştirme daha yok mu: Devletin “resmî” asker kanadına değil ama, “gayrıresmî” asker kanadına mensup birtakım devlet görevlileri yasalardan ve anayasalardan almadıkları (tekrar ediyorum: almadıkları) birtakım “yetki”leri kullanırken bugüne kadar mafyayı devreye soktular. Ama mafya işin suyunu çıkarınca yani devletin yarı-resmî adamı olma unvanını kullanıp kendi cebine çalışmaya başlayınca bu “birtakım yetkililer” bundan galiba vazgeçti.
    Bunu şuradan anlıyoruz ki, şu sıralarda emekli yüzbaşılar ve binbaşılar pıtrak gibi ortaya dökülüyor. Cephanelikleri bulunuyor. “Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi” bunlardan sadece bir tanesi (S. Arıkanoğlu, Radikal, 04.07.2007). Darbe planlamaktan başlayarak, bunlarda yok yok: Tehdit, işyeri kurşunlamak, ihaleye fesat karıştırmak, resmî belgede sahtecilik, tarihi eser kaçakçılığı, yasadışı bağış toplama, sahtecilik, kimi askerler ve yargı mensuplarıyla “sıkıfıkı” olmak, ev alacağız diye şehit eşi dolandırmak.
    Şehit eşi dolandırmak ve vatanseverlik? Yahu, bunların binde biri doğruysa, biz yanmışız. Bizi yakmışlar. Şimdi, bu yüzbaşı ve binbaşılar, bunca “emir-komuta zinciri” alışkanlığından sonra bunları bunlar “tek tabanca” mı yaptılar diyorsunuz? Ben bilemiyorum; sadece soruyorum. Gelelim üçüncü hususa.
    3) Devletin sivil kanadı, suçu önleyecek yerde, neredeyse azmettirici gibi çalışıyor. Çünkü cezalandırmıyor. Örnek bol. Malatya fecaatini alalım: Misyonerler 4,5 saat boyunca hayaları kesildikten ve makatlarına bıçak sokulduktan sonra boğazlandılar. Bakalım dava sonucu ne olacak ama, misyonerlere karşı kışkırtanlara ne yapıldı? Devlet Bahçeli “Misyonerler masum değil” dedi (Radikal, 22.04.2007). Erzincan İl Müftülüğü “Misyonerlik, Satanizm, Zararlı ve Yıkıcı Faaliyetler” diye panel düzenledi (Tolga Korkut, Bianet, 19.04.2007). Diyanet İşleri Başkanı (DİB) Prof. Bardakoğlu (aslında, değerli bir insandır) NTV’de 05.05.2007 tarihli canlı yayında “İnsanlarımızı misyonerlik hakkında elbette uyarırız” dedi. Peki, DİB’de “Misyonerlik Takip Komisyonu” oluşturulduğunu biliyor muydunuz? Ya, DİB’in “Misyonerlik Bilgi Bankası” için harekete geçtiğini? (E.A. Yavuz, Zaman, 16.03.2005). Acaba, bu arada devletin resmî dini “Din-i İslam” oldu da biz mi duymadık? Bir de “laikiz”, öyle mi? Ecevitler bu konuda “Din elden gidiyor” dediler. Cumhuriyet Mitingleri’nde laik profesörler kürsüden haykırdılar: Hıristiyan misyonerliği başını alıp gitmektedir” ve “Elimize bedava İncil tutuşturuluyor”.
    Şemdinli’ye geçelim. Zavallı savcı Gn. Kur. Başkanının adını geçirdi diye meslekten atıldı, avukatlık bile yapamıyor; yakında fırıncıya da söyleyecekler ekmek vermesin. Meseleyi askerî yargıya nakletmek istediler. Üç kişilik yargı heyeti karşı çıkınca birkaç gün önce HSYK her birini ayrı yere tayin etti. Başkanı da düz yargıçlığa indirerek (Radikal, 29.06.2007). Yargıtay “keşif yapılmamış” diye bozmuştu, heyet keşif yapmak istedi, vali “Olay çıkarsa bağımsız adaylara yarar” diye izin vermedi (Kemal Göktaş, Vatan, 30.06.2007).
    Hrant’ın katline geçelim. Enseye sıkılan kurşunla sonuçlanan süreç, İstanbul vali yardımcısının Hrant’ı çağırıp, MİT mensupları huzurunda, Sabiha Gökçen haberi hakkında “uyarması”yla başladı. Acaba, bu vali yardımcısı, 22.02.2004 tarihli Genelkurmay basın açıklamasında bu haberin “milli duyguları kötüye kullanan, tehlikeli, sorumsuz” olarak nitelenmesinden etkilenmiş olabilir mi? Devam edelim. Trabzon’a gidip de diğerlerini yakmasın diye O.S’yi Samsun’da tutukladılar. Birlikte resim çektirmeyi “ağzından daha kolay laf almak” olarak izah edip akladılar (Radikal, 04.07.2007). Şimdi de sanıkların Emniyet tarafından terör örgütü değil de “arkadaş grubu” olduğunu öğrendik (Radikal, 04.07.2007).
    Buraya çok dikkat: Çünkü DGM yerine bakan Ağır Ceza mahkemeleri bir örgütün terör örgütü olup olmadığını kendisi araştırmıyor. İçişleri Bakanlığı’na soruyor, oradan ne yazı gelirse ona göre karar veriyor. Acaba şimdi mesela “Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi”nin terörcü olup olmadığını mahkeme kime soracak dersiniz?
    Bizim Dalavera Memet abi, bilemezsiniz mazarrat yazmaktan sizlere onun ölümünü bile yazamadığım için nasıl azaplar içindeyim, çocukluğunda her çocuğun yaptığı cinsten bir “arak” yapınca annesinden “dut dalıyla” dayak yediğini, onun için hayatında hiç dürüstlükten sapmadığı anlatmıştı; bizim kitapta vardır (s. 34-35). İşte, ebeveyn bunun tersini yapınca çocuğu suça teşvik etmiş oluyor. Cezalandırılmayan çocuk daha büyük suçlar işlemeye özendiriliyor. Ebeveynin yerine devleti koyun, özendirmenin yerine de azmettirmeyi; “Terör Sorunu”nun karanlık yüzünün peçesini açarsınız.

    Sezen Aksu Konserinde Baskın Oran

    Sezen Aksu Konserinde Baskın Oran

    İstanbul  konserlerinin sonuncusunu 1 Temmuz Pazar akşamı Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleştiren Sezen Aksu, kendisini dinlemeye gelen Baskın Oran ve eşini sahneden inerek kucakladı!

    Konserin ikinci yarısında sahneden inip halkın arasına karışan Sezen Aksu, Baskın Oran ve eşini görünce yanlarına gelip her ikisini de öptü.

    Sezen Aksu’nun “Hepimiz arkanızdayız hocam!” sözleri üzerine iğne atsan yere düşmeyecek Açık Hava Tiyatrosu’ndan büyük bir alkış yükseldi

    Bağımsıza Baraj Yok! Baraja takılmadığımız gibi tüm medyanın da önüne geçiyoruz!

     

    http://baskinoran.net/images/cust_images/070710213732.jpg

     

    http://baskinoran.net/images/cust_images/070710213006.jpg

     

    http://baskinoran.net/images/cust_images/070710212659.jpg

     

    http://baskinoran.net/images/cust_images/070710213412.jpg

     

    http://baskinoran.net/images/cust_images/070710212757.jpg

     

    http://baskinoran.net/images/cust_images/070710213043.jpg

     

    http://baskinoran.net/images/cust_images/070710213503.jpg